Cıvıl Cıvıl Bir Grup

Pazar günü, sabah sabah bir kalabalıktır yollara dökülmüş, cıvıl cıvıl bir grup...

Nejla, Yelda C, Serpil, Melis, Metin, Yusuf, Kaan, Fatih, Gamze, Mert, Alper, İsmail, Osman, Murat-Gürsel, Salim, Hüseyin, Çiğdem, Mesude, Emine, Elçin, Serhat, Hasan, Yelda A.

Deneyimlilerimiz ve gençlerimizin yanı sıra yeni gönüllü adaylarımız da vardı. Bu arkadaşların arasından Elçin ile sohbet etme imkanı buldum. Elçin, sosyal hizmetlerle ilgileniyor, daha önce çeşitli proje çalışmaları olmuş. Bu alanda neler yapabilirim diye internetten araştırırken Sevgi Evleri’nin internet sitesinde ÇOSEV’e teşekkürü görmüş. Oradan ÇOSEV’in internet sitesine ve ardından sanırım Serpil ve Turgut’a ulaşmış, sonra da etkinliğe gelmiş.

Melis’in getirdiği kalem ve okul setleri, Serpil’in getirdiği kitaplar, Serpil’in misafiri olan Gazi Hamşirelik’ten Çiğdem Hanım’ın aileler için ilk yardım kitapları ve Kızılay’ın çocuklar için hazırladığı ilkyardım filmleri ile evlere doğru yola koyulduk. Bizim grubun gideceği 44 numaralı evden Mehmet futbol oynuyordu, çizgi film-tatbikat özendirmeleri ile kandıramadık maalesef, top sahasında kaldı, yanımıza aynı evden İbrahim ve Ahmet’i alarak, Elçin ve bir diğer yeni arkadaşımızdan Serhat ile (Yusuf da sonradan bize katıldı) evimize çıktık.

Ahmet’teki Sükunetin İzinde
Evin annesi hamileydi, bayramdan sonra doğum iznine ayrılıyormuş. Evde garip bir sükunet hakimdi. Neredeyse kız evi. Hayırdır inşallah diye şöyle bir bakındım. Zaten Ahmet yolda da bir garip görünmüştü bana, hatta eskiden bildiğim Ahmet’le aynı Ahmet olduğunu anlamamış bile olabilirim. Dışarı etkinliklerimizde masaların altında peşinden koştuğumuz Ahmet gitmiş, yerine dergileri inceleyip okuyan, resimlere bakıp, hayvanları tek tek sayan bir çocuk gelmiş. Hüseyin bile normalden biraz daha kolay iletişim kurulabilir haldeydi. Anneye değişikliğin ne olduğunu sordum, başta her istediklerini yapmalarına izin verildiğini, şimdiyse bazı yerlerde dur denildiğini söyledi. Hüseyin ve Ahmet’in ilaçlarını sordum. Almaya devam ediyorlarmış. Doz artırımı var mı öğrenmek istedim. Olmadığını, aynı miktarda aldıklarını söyledi.

Muhammed yazın su savaşı yaptığımız etkinliğe göre biraz kilo almış. İbrahim gözlük takmaya başlamış. Fırat her zamanki gibi kendi halinde görünüyordu. Bir de yeni çocuğumuz gelmiş eve, adı Kadir.

Fırat ve annemiz taşınabilir belleği ekrana takmaya çalışırken, ufaklıklar Bilim Teknik’lere daldı. İçinden çıkan iskelet figürlerini, hayvan resimlerini, çıkartmaları sevdiler. Filme bağlanmamız uzun sürdüğünden ve Hüseyin’i zaptetmek zor olduğundan kalem-şeker kutularımızı ve kitaplarımızı baştan dağıtmak zorunda kaldık oyalamak için. Aslında niyetim ilkyardım sonrası ödül gibi dağıtmaktı ama olmadı. Çocuklar özellikle kalemli şekerli kutuları pek sevdiler. Yeni doğum yapacak annemizin bebeğine de bir Mutlu Prens hediye ettik bu arada.

TV’nin arkasına ulaşmayı beceremeyince filmleri bilgisayarda izlemeye karar verdik. Filmi açmak Hüseyin’in görevi oldu. Böylesi o açıdan iyi de oldu belki. Pek sabırsızdı, bilgisayarı hazır etti, bizi çağırıp durdu.

Kazazede misin Turbo mu...
Filmler çok ilgilerini çekti. Hele tatbikata çok heveslendiler. Önce filmi izleyip, ardından kısa bir soru-cevap yaptık. Ardından tatbikat. Bazen kazazede oldular, bazen kurtarıcı karakter Turbo. Hatta kıpırdak Hüseyin birinde kazazede olarak yatmayı öyle sevdi ki kaldırmak için gıdıklamak gerekti keratayı. Ufaklıklar bu tatbikat işini o kadar ciddiye aldılar ki rol dağılımında kazazede ile kurtarıcı yetmedi, “112’yi kim arayacak, anneyi kim çağıracak?” diye ısrarla sordular. Yanımızda yeni gelenlerden doktor arkadaşımız Serhat da vardı, sağolsun uygulamalı olarak bilgilendirdi çocuklarımızı. Hüseyin’in bir kazazedenin kırık bacağının içine ellerini sokuşunu düşünmek istemediğimden, yer yer uzmanlığıyla ayrıntılara girmesini öksürüğümle engelleyerek, iyi-kötü idare ettik durumu. Tatbikat bitiminde filmlerimizin olduğu taşınabilir belleğimizi annemize teslim ettik, bilgisayarlara da yüklemelerini rica ettik, belki ara sıra tekrar izlerler.

En sona ortak kullanılacak okul takımlarımızı dağıtmak ve anneler için ilkyardım kitaplarını vermek kalmıştı, etüt odasına indik. Biraz onlarla ilgilendiler. Geriye hayli süremiz kalmıştı. Ne yapmak istediklerini sorunca ortak yanıtları futbol oldu. Annelerinden de izin aldıktan sonra, Yusuf ve Serhat Ağabeyleri ile Elçin Ablalarını peşlerine takarak çıktılar evden. Son anda Hüseyin, Fırat’ı dövme girişinde bulununca Fırat gözyaşlarıyla ve kızgınlıkla evde kaldı. Ben de onunla birlikte oturup biraz dergi karıştırdım, bazı metinleri okuyup bana anlattı Fırat, dergiden çıkan iskelet çıkartmasını yapıştırdık birlikte. Böylece kafası dağıldı. Anneyle de sohbet etme imkanım oldu.

Hüseyin en baştan itibaren Fırat’a amiyane tabirle “takmış.” Her fırsatta üzerine gidiyormuş. Malum Hüseyin ondan boylu ve çevik, çok tatsız bir durum Fırat açısından. Bugünkü olayda Hüseyin’i Fırat’a saldırmaması için üç kişi zor tuttuk.

Ölüm Bizi Ayırıncaya Kadar
Yeni çocuğumuz Kadir, ağabeyi ile birlikte iki ay önce yuvaya verilmiş. Annelerini uzun zaman önce kaybetmişler, kısa süre önce babalarını da kaybedince, amcaları bakmaya başlamış ama durumları uygun değilmiş sanırım, mahkeme almış çocukları. Annenin aktarımına göre, ağabey başka bir evdeymiş, içine kapanmış, yemek yemiyormuş. Kadir dışarıdan normal görünüyormuş ama ödevlerini yapmıyormuş ve söz dinlemiyormuş. Bizim etkinlikteyse çok ilgiliydi, her soruda parmağı ilk havaya kaldıran oydu ve hep doğru yanıtlar veriyordu, kitabı okuyacağına da söz verdi ama, bakalım göreceğiz… Amcası gelip gidiyor ve ilgilenmeye devam ediyormuş.

Bu arada annenin çocukların hemen tamamı için genel olarak olumsuz kanıya sahip olduğunu da belirtmeliyim. Muhammed dışında hiçbirinin derslerle arası yokmuş. Muhammed başarılı olduğu için bir kolejde burslu okuyormuş. Bu yıl evden üç çocuk İmam Hatip’e verilmiş, annenin aktardığına göre kendi istekleriymiş, özellikle Hüseyin İmam Hatip’e gitmek için “yöneticinin başının etini yemiş.” Ama hiç ilgili görünmüyorlarmış. Bu arada anne bir ara İbrahim’i “sinsi” bulduğunu da söyledi. Yaramazlık yapar kenara çekilirmiş; doğru bile olsa bir çocuk için acımasız bir ifade gibi geldi bana. Genel olarak bir “Ben mağdurum” ağlayışı ile üste çıkma hali var İbrahim’de ama yine de sözcüğü sevmedim.

Ebeveyn Dünyaya Getiren midir Yoksa Sevgisiyle Dünyada Tutan mıdır?
Ve Ahmet’in öyküsünü öğrendim bugün. Daha öncesi onunla ilgili olarak tek bildiğim çok hareketli olduğu, fiziksel gelişmesinde gerilik bulunduğu, ailesinin onu alacağı umuduyla beklediğini ama alınmadığıydı. Beklediği anne-baba biyolojik ebeveyni değilmiş Ahmet’in. Gerçek anne-babasının verdiği kişilermiş. Çok seviyormuş onları Ahmet, onlar da Ahmet’i. Ama çok yaşlılarmış. Ekonomik durumları da yetersizmiş sanırım. Mahkeme izin vermiyormuş Ahmet’i almalarına. Yaz tatiline geri gelmeyeceğini düşünerek gitmiş Ahmet ama dönmüş. Şimdi de bayram tatiline geri dönmeyeceğini düşünerek gidiyor. Dağıttığımız kitapları okumalarını tembihlerken, “Kitaplarınızı okuyun bir daha geldiğimde soracağım” demiştim ufaklıklara. “Ben burada olmayacağım ki” demişti Ahmet. Ben önce gelecek haftayı kastetti sanmıştım. Bir dahaki gelişlerimizden birinde mutlaka olursun, dedim. “Hiç olmayacağım” dedi. Bayram sonrası dönüşünü düşünmek istemiyorum. Özellikle de bize durup durup “Yemeğe kalacaksınız?” değil mi diye soran ve hayvan resimleri-çıkartmaları ile kalem takımına sarılmış, uslu uslu, “Çantama koymaya gidiyorum” deyişi gözümün önünde dururken.

Elçin de çok etkilenmiş o ısrarlı yemek davetinden. Aslında çocukların tümünden çok etkilenmişti. Gözleri dolu doluydu ayrılırken. Çok hevesli görünüyordu. Neler yapabileceğini öğrenmek için sabırsızlanıyordu. Etkinliklerimize katılmaya devam edecek, iletişim bilgilerini aldım, kendisini bilgilendireceğim...

Ayrılmak üzere meydana indiğimizde Mehmet’i gördük. Elçin Ablası etkinlikten bahsetti biraz ama bize katılmadığı için hiç pişman değildi, elindeki Galatasaray takımının fotoğrafını öpmekle meşguldü daha çok. Kaşla göz arasında Elçin Ablasına gofret ısmarlatmayı da başardı. Bu seferlik ses çıkarmadık bakalım.

Eksikliklerim
Serpil’e verdiğim taşınabilir bellekteki filmler açılmadığı için onların evinde film izleyememişlerdi ne yazık ki. Bunun için çok üzgünüm. Tesellisi ise Serpil’in misafiri oldu. Gazi Hemşirelik’ten gelen Çiğdem Hanım ile uygulamalı bir eğitim yaptıklarını söyledi Serpil, ayrıntıları ayrıca paylaşırlar zaten. Yelda C.’nin gittikleri evi boş bulduktan sonra yoldan çevrildikleri eve gidişlerinin hikayesini okumayı da sabırsızlıkla bekliyorum doğrusu. Ayaküstü özetini dinlemekten bile keyif aldım.

Etkinlik sorumlusu olarak bir diğer eksikliğim şoförün ücreti meselesi oldu. Araçtan indikten sonra uygulamayı öğrendim ama yasaları bilmemek suça mazeret değildir malum. Bu arada Sevgi Evleri’ne giderken, araçta ev dağılımı yaparken, pek seri değildim. Oysa akşamdan liste bile hazırlamıştım ama ilk kez etkinlik sorumlusu olduğumdan heyecanlandım sanırım, bu da gönüllü adayları açısından olumsuz bir manzara bence. Daha kontrollü olmalıydım, yeni gelenler karşılarında iş bilmeyen insanların olduğunu düşünebilirler. Bu da bir üyesi olarak ÇOSEV’i temsil konusunda daha dikkatli olmam gerektiğini bir kez daha anımsattı bana.

Benim gibi ev numaralarını aklında tutmakta zorlananlar için bir not düşeyim: Evlerimizden 28 ve 45 kız; 33, 43, 44 erkek evleri.

Sonuç olarak ben bugünkü etkinlikten çok keyif aldım. Başta gitmekten çekindiğim erkek evleri bana artık daha çekici gelir oldu. Belki de deneyimli ÇOSEV’lilerin Atatürk Çocuk Yurdu’nda yaşadıklarına benzer bir şeydir bu, çocukları az biraz tanıdıkça ortama daha çok ısınıyorum.

Ekim sorumluları Arzu, Tülin ve kendim adına etkinlik organizasyonuna katkıları için Nejla, Melis, Serpil, Yelda C., İbrahim’e teşekkürler.

Bir de, siz onları tanımıyorsunuz, onlar da sizi tanımıyor ama gıyaplarında teşekkür etmek istediğim kişiler var izninizle: Film formatını plazmada izlenebilir formatlara aktarıp bana ulaştıran; iş arkadaşım Özlem’in apartman komşusu Sebahattin Bey, Kızılay Basın Bürosu’ndan fakülte arkadaşım Erdem; Orman Bakanlığı’ndan taşınabilir bellekleri sağlayan İnci Hanım (aslında tüm çocuklara armağan edecektik ama 30’da kaldık maalesef. 5 eve dağıttığımız için 25 belleklik stoğumuz var başka bir etkinlik için kullanabiliriz), format değiştirme programları ile uğraşan Bakanlık çalışanları Kemal, Cemil ve aday memurumuz (adını öğrenemedim henüz), plazma ile güreşen çaycımız Ferhat.

Bu satıra kadar okuyanlara sabırları için ayrıca teşekkürler.


Yazan: Yelda A.
Tarih: 06.10.2013
Sponsor-Yer: Ankara Sevgi Evleri