Orta yaşlarda, memleketimizin orta hallice sınıflarından bir kadıncağız; oldukça kederli. Sevgi Evleri’nin bahçesinde, halı sahanın yanındaki piknik masalarının birinde oturmakta. Yanındaki çocuğa durmaksızın bir şeyler yedirmekte. Çocuk elindeki küçük oyuncakla oynuyor. Kadınsa hiç durmuyor. Antep fıstığı, meyve suyu, çanta dolu, hepsi sırayla, hepsi özenle, lokma lokma yediriliyor. “Sevgisini yedirerek gösteren tek deli olmadığımı bilmek güzel” diye düşündüm ilkin ama tüm yemek öyküleri gibi bunun da çok hüzünlü bir hikayesi olması gerektiğini biliyorum için için.
ÇOSEV Hatırası pankartını gösterdi kadın ve ÇOSEV’in açılımının ne olduğunu sordu. Bana anlatıldığı şekliyle, “Çocukları çok sevenler gibi bir şey” dedim. Dernek mi, diye ekledi ardından. Bir “Gibi bir şey” yanıtı daha verdikten sonra belirttim, “gönüllü grubu.” Kadın, buna karşılık, “Ben de gönüllü anneyim” dedi. Ama garip bir şeyler var ortada. Bu ısrarlı besleyiş, bu acılı bakış, bu çocuktaki haller...
Aynı masada uzunca süre sessizce oturduk. Bir ara çocuk aramıza oturdu. Başını okşadım çocuğun. O zaman kadın konuşmaya hazır hatta ihtiyacı varmış gibi göründü bir an. “Tek çocukla mı ilgileniyorsunuz?” diye sordum. Gönüllüler tek çocukla ilgilenmezler ne de olsa. İşte yemek hikayesi döküldü o zaman. Anlattığına göre, kadın bundan 7 yıl önce, yuvadan 3 aylık bir bebek alarak koruyucu anne olur. Anne ve oğul birbirlerinden hiç ayrılmazlar. Ne kadın başka oğul bilir ne oğul başka anne. Ama çocuk 7 yaşına geldiği zaman anne bir ameliyat geçirir, çocuğu okula göndermesi mümkün olmaz. O yüzden yuvaya bırakmaz zorunda kalır oğlunu. Çocuk içten içe öyle çok üzülür ki bu duruma, iğne ipliğe döner.
Bunu anlattıktan sonra cüzdanını açıp gösterdi kadın. Geçen Aralık’ta yuvaya bırakılmadan önce çekilmiş fotoğrafı vardı Aziz’in, gerçekten başka bir çocuktu sanki. Zayıflamak değil çökmekti sanki bu. Ama bir ayrıntı daha vardı cüzdanda. Küçük bir kız çocuğunun fotoğrafı. “O Zeynep’in fotoğrafı” dedi uzanan oğluna hafifçe. Sormadım. Ama hikayenin bir ameliyattan ibaret olmadığı açık değil miydi zaten. Sık sık arkasına dönüp gözlerinin yaşını silen kadının kim bilir nasıl bir hikayesi vardı. Çocuk için korkunç bir felaket bu ama içimden bir ses kadının suçlu olmadığını söylüyordu.
Kızgınlık öfkeden iyidir elbet. Araya giysi meselesi girdi de dağıldı biraz hava. “Bavulla yepyeni giysiler getirdim, şu giydirdikleri giysilere bakın, gidip konuşacağım hocalarla” dedi. Çok güzelmiş O’nun getirdiği giysiler, neden onları giydirmiyorlarmış oğluna. Kaldığı evi değiştirmişler, ondan mıymış acaba? Oğluna da tembih etti; “Ben annemin getirdiği giysileri giymek istiyorum, bunları istemiyorum, de, tamam mı oğlum?” Aziz’se bu dünyada sadece bedenen bulunuyor gibi. Her hareketi otomatik sanki. Çok acı çekenler ruhlarını uzağa gönderirler belki de, daha fazla kanamasın diye…
Neden sonra biraz oynamak istedi Aziz. Annesi gönderdi. Futbol oynayacak çocuklarla. Çok çocuk da yok ya. Yanındakilerden biri vurmuş Aziz’e. Anne kanatlarını gerdi hemen koruma için; “Vurma O’na. Annesiyim ben O’nun” diye bağırdı. Sonra da bana döndü, “Sahipsiz görünce vuruyorlar” dedi. Evet, işin özü bu işte. Sahipsiz görünce vuruyorlar.
İşte sırf bu yüzden ÇOSEV adı altında birileri, 17 yıldır kendilerince, gönüllerince çalışıyorlar. Ondandır ki 17 yılın ardından bir Cumartesi günü neşeyle, keyifle Arzu’nun kapısında belirip, yediler-içtiler, güldüler-çalıştılar, sohbet ettiler. Ondandır ki, 17 yılın ardından, bir Pazar sabahı, güle oynaya damladılar Sevgi Evleri’ne. Yürekler verdiler, yürekler aldılar, sevgiler ve umutlar paylaştılar. Aktarılacak çok renkli ayrıntılar vardı elbette. Serpil’in muhteşem “Süper Mario” sunumu, Şükran’ın renkli, Fatih’in istikrarlı oynama performansları, Ata’nın köpek dedektifliği, yuva çocuğu olduğu için bir köpeği olamayan güzeller güzeli canım Burcu ve bana emanet köpeğiyle gözyaşları, Nejla’nın yuva ve lojistik çalışanlarına özeni, eğlenceli halat çekme-kopma manzaraları, Pamuk Prensesimiz Neslihan, Cumhur’un laboratuarda kafası karışmış bilim insanı halleri vs vs vs. Bu grupta incelikler saymakla bitmiyor. Hepiniz bir tarafına tanık olmuşsunuzdur şenlikte. Ama ben 22 Eylül 2013 ÇOSEV Şenliği’nde ÇOSEV’in kıymetini en iyi anlatan şeyin, o kadın ve çocuğun tanıklık ettiğim hikayesi olduğunu düşünüyorum. Eksiği-fazlası, yalanı-sırrı mühim değil, acısı gerçek ya, yeter. Bu yüzden sizlerle paylaşmak istedim.
Sözün özü; ÇOSEV iyi ki varsın, her daim de var olasın…
Yazan: Tülin I.
Tarih: 22.09.2013
Sponsor-Yer: Ankara Sevgi Evleri