Sona bırakmadan sadede geliverelim: Çok eğlendik. Öyle ki adeta eğlenmekten yorulduk.
Ben 43 numaralı erkek evini ziyaret edenler arasındaydım. Başta sadece Tahsin ve Derya vardı ama bilgisayara giden çocukların, annelerinin telefonuyla eve gelmesinin ardından birden kendimizi 9 kişilik olsa da 19 kaplan gücünde bir hengamenin içinde bulduk.
Adaşımın annesi, Nejla, Cumhur, Metin ve benden oluşan gönüllü grubumuz ile kısa bir girişin ardından Serpil’in hazırladığı mini anket çalışmasına giriştik. Biraz gürültülüce ve dağınık da olsalar çocuklar sorulara ilgi gösterdi. Bazı insanlar bazı konularda 7’sinde neyse 70’inde de o oluyor sanırım; minik erkek milleti örnekleri, etkinlik deyince futbol anladıklarını gösterdiler. Etkinlik neler olabilir diye baştan örnekleme işini tam yapamamış olmamız da bunda etkili olabilir elbette. Bugüne kadar yapılan etkinlikleri sorunca sanıyorum yakında olduğundan TAI ağırlık kazandı, diğerlerini pek hatırlayamadılar. Birkaç örnek verince de tercihleri yine oyunlardan yana oldu. Kitap türü tercihinde de yaş-cinsiyet unsuru ağır bastı, herkes macera ile bilimkurguyu seçti. Ben bu aşamada çocukları yeterince iyi yönlendirip koordine edemedim, biraz gürültü patırtı içinde anlaştık ama yine de ilgi düzeyleri çok iyiydi. Tercihlerini Cumhur Ağabeylerine özenle yazdırdılar. Özellikle Tahsin’in bu konudaki ısrarı çok hoşuma gitti.
Nejla’nın son derece yerinde önerisiyle çocukların kitaplığına bakıp, türleri tek tek sıraladık. Çocukların çoğu bu aşamada çok ilgiliydi, kitapları coşkuyla tek tek ele aldık.
Kitaplık ÇOSEV Takviyesi Bekler
Kitaplık içeriği son derece zayıf. Türk ve yabancı klasik örnekleri çok az sayıda ve çok eskiden kalmış, hatta bir kısmının sayfaları eksilmiş, çok yıpranmış. Daha yeni kitaplar hep din üzerineydi, kitapların yarıdan biraz fazlasını da bunlar oluşturuyordu ve anlatım itibariyle çocuklara çok fazla hitap edecek gibi durmuyorlardı.
Hiperaktif çocuklara nasıl davranılacağına ilişkin çocuklara hiç hitap etmeyen kitapçıklar bile vardı. Biliyorsunuz çocukların okuma saatleri var. Okuma saatlerinde bu kitaplıktan yararlanıyorlarmış, ayrıca kütüphaneden kitap almıyorlarmış. Bu da, okuma saatinin aslında fiilen tam uygulanamadığını gösteriyor. Bu konuda takviyemize ihtiyaç var.
Tahsin Umuda Yolcu
Çocuklara tek tek bakacak olursak; Tahsin Aydın’a gidiyormuş, aslında geçen hafta gitmesi bekleniyormuş ama yazı-çizi işleri tamamlanmamış. Teoman annesinin yanına gideceğini düşünüyor. Bu konuda görevli anne ve Nejla’nın yaptığı düzeltmeleri kulak arkası etti ne yazık ki. Ben Teo’nun geçen seneye göre hayli yol aldığını düşünüyorum, umarım bundan sonra daha da iyi olur.
Lokum benim çok içimin ısındığı bir çocuk. Son derece akıllı, eskilerden kalma ifadelerle anlatacak olursak, uslu ve terbiyeli. Pek girişken değil ama ilgi gösterdiğinizde kesinlikle yanıt alıyorsunuz. Fotoğrafları çerçeveye yerleştirme etkinliğinde de ilgimi çekmişti. Çok iyi konsantre oluyor, rahat odaklanıyor, anlatılanı hemen kavrıyor, ilk adımı atan olmasa da iletişime açık. Çocuklar harala gürele sorulara yanıtlarını Cumhur Ağabey’lerine yazdırırken, o sessizce izliyordu. Kendisine bizzat sorunca ise yanıt aldım, hemen keyifle ilgi gösterdi.
Dilimi Eşek Arısı Soksun
Kitaplığı değerlendirdikten sonra da ayaküstü biraz konuştuk. Tatillerini soracaktım, “Bir yere gidiyor musun?” sorusu çıktı ağzımdan, “Nereye gideceğim ki” dedi boynu bükük. Dilini eşek arısı soksun Yelda. Neyse ki hemen yuvayla yapacakları tatile çevirdim konuyu. Ama bu konuda bir bilgisi yoktu. Bu arada ramazan nedeniyle tatillerin ertelendiğini öğrendik.
Muhsin, Emre, Ferhat, Burak, İsmail ve Mehdi son derece coşkuluydu. Özellikle Muhsin, Emre ve İsmail iletişim kurmaya çok açıklar. Berat biraz daha kendi halinde olsa da sevimli muzip bir duruş var onda, alçıdaki kolu da bu görüntüyü tamamlıyor, el uzatınca hemen tutanlardan. Mehdi biraz fazla sesliydi ama olumlu bir şekilde, genelde Berat’a abartılı sevgi gösterilerinde bulundu.
Deniz’in aklı midesindeydi. Annesi yemek saatinin gelmediğini söylese de başka bir şey düşünemiyor gibiydi. Annenin aktardığına göre yemekle arası çok iyiymiş.
Evdeki etkinliğimizin ardından futbol sahasına indik. Sahaya girerken gezmeden gelen çocukların otobüsünden İrfan indi. Genelde sağlık sorunlarını yansıtır şekilde hasta görünür, bu sefer iyi görünüyordu, hoşuma gitti.
Kız Kavgasına Gönüllü Müdahalesi
Sahadaki duruma gelince; Naciye’nin gittiği evden bir küçük kızımız arkadaşlarına bozulmuş, çok sinirli ve küskündü. Naciye, kızları bir araya getirip iletişim kurmalarını sağladı. Hemen ısınmadı tabii ortam ama güzel bir örnek oldu bence. Zaten “Ben oynamayacağım” diye tavır koyan, kenara çekilip ağlamaya başlayan bıcırık, birazdan en hızlı su savaşçıları arasına katılmıştı bile.
Serpil silah dağıtmayı, Melis de su doldurma işini, çocukların ele avuca sığmaz hareketliliğine rağmen iyi idare ettiler. Serpil, kutunun üzerine oturma pahasına, eşit dağıtımdan taviz vermedi.
Yedek Şarjörlü Savaşçılar
Çocukların her biri ayrı tatlıydı su savaşı yaparken. Güle oynaya birbirimizi ıslattık. Daha çok onlar ıslattı tabii, yeni nesil canavar gibi haliyle. Çaktırmadan yaklaşıp şarjörü boşaltanlar mı istersin, yedek şarjör taşıyarak yaylım ateşi açanlar mı istersin, suyum bitti savunmasını umursamayanlar mı istersin, “Beni ıslat” diyenler mi istersin; topluca komiktik. İbrahim talihsiz günündeydi, iki kez hafif şiddet gördü arkadaşlarından kaşla göz arasında. Serpil, İsmail’i koruyup, şiddet uygulayan ve başka bir evden gelen çocuğa gerekli tepkiyi gösterdi. İbrahim’in gözyaşlarını su savaşına sakladık, tıpkı arkadaşlarına bozuk atan minik kızımızda olduğu gibi.
Örnek Su Savaşçısı Metin ve Ağabeylerine Siper Olan Minikler
Metin ve Alper’in su savaşı çevresi çok eğlenceliydi. Çocuklarla çok güzel uyum sağladılar. Metin’in her zamanki hali elbette ama o yakınlığı görmek hoşuma gidiyor. Bu arada Metin çok akıllıca su savaşı oynuyor, ders alınabilir. Çaktırmadan ıslatıp o kadar çocuğun içinde çok az ıslanmayı da başardı. Performansına hayran kaldım.
Alper alana geldiğinde tabancasını almamıştı henüz. Muhsin Alper’e siper oldu. “Islatmayın ağabeyi, silahı yok” diye bağıra bağıra çevresinde döndü. “Ağabeyi ıslatanı ıslatırım” tehditleri savurdu. Hatta Alper tabancasını aldığında, “Hadi sen de beni ıslatabilirsin” dediğinde, “Yok ağabey, seni ıslatmam” yanıtını vermiş. Çok şekerdi. Emre de, “Bu ağabey burada kalsın” dedi. Neden diye sorunca, “Oynarız” yanıtını aldım.
Benim gözüme takılanlardan bazıları bunlar. Ama gönüllü-çocuk herkes birbiriyle çok güzel kaynaşmış görünüyordu. Kızlar da sonuna kadar ıslattılar ve ıslandılar keyifle. Toplum kız çocuklarını bastırdığı için onların coşkuyla oynaması daha çok hoşuma gidiyor sanırım.
Mahzun Küçük Prens
Neden sonra Lokum’un su savaşında ortadan kaybolduğunu fark ettim. Sordum, ziyaretçisi gelmiş. Biz ufak ufak toparlanıp ayrılırken, Lokum geliyordu karşıdan, sanırım annesi olan bir kadın ve iki küçük kız kardeş ile. Yine boynu bükük ve mahzun görünüyordu. Elinde su tabancası kalmıştı öylece. Seslendim uzaktan, selamlaştık. O sessizlikte parlak bir gelecek görebiliyorum.
Velhasıl, kırılgan göründüklerine aldanmayalım bu çocukların. Gözyaşlarını yağmura-suya saklayanlar, aslında en güçlü olanlardır. Hayat aşılamıştır onları; her koşulda umudu bulurlar, her düşüşte ayağa kalkarlar...
Yazan: Yelda A.
Tarih: 07.07.2013
Sponsor-Yer: Ankara Sevgi Evleri