38 Numaralı Haneden İnsan, Hayvan, Bitki Manzaraları

Buraya kadarmış. Her seferinde kız evinin denk gelmesinden duyduğum gizli saklı memnuniyete erişemedim bu kez. Erkek evine gitmekteyiz. Haldun ve Hüsnü yol göstermekte biz gönüllülere. Tam eve ulaştık ki karşıdan kızlar geçiyor. Bizim evlerimizden birinde kalıyorlardı daha önce. Atıkların geri dönüşümünü işlediğimiz etkinlikte, getirdiğimiz kitaplardaki metinleri okuyup okuyup bana anlatmıştı Bahar. Arzu, gitme vaktinin geldiğini anımsatınca temposunu hızlandırmıştı, biraz daha okuyup anlatmak için. Seslendim ardından koştu geldi, öpüştük koklaştık. Yanında aynı evden esmer bıcırık, saçlarını kestirmişler. ÇOSEV’li ablalarını hatırladılar ikisi de, sağolsunlar. Ayaküstü kız muhabbeti saadeti rüzgar gibi geçti, erkek evine girme vakti geldi, girdik.

Çocuklar Balıklara ve Çiçeklere mi Benzer?

9 çocuğumuzun oturduğu bir ev. İlhan ve Hüsnü’yle başladık. Kenan ve Özgür geldiler ardından. Diğer çocuklar gezi, kurs, izin derken dağılmışlar. Evde Pınar Anne var.

Akvaryum ve çiçekler nasıl da güzelleştirmiş evi. Akvaryum birmiş, ikiye çıkmış, bir yanda büyük bir yanda küçük balıklar. Böylece büyük balık küçük balığı yemiyor, o da güzel. Çiçekler canlı, büyümek konusunda çok iştahlılar belli, kollar uzanmış dört bir yana. Çocuklar da öyle midir acaba?

Arka odadaki kuşları gösterdi Hüsnü bize. Çok seviyorlarmış, ÇOSEV’in hediyesiymiş. İkisini evin içinde saldı, arasıra başlarımız arasıra salondaki tablonun üzerine tüneyerek manzarada yerlerini aldılar.

Günün anlam ve önemine gelince, Bilim Teknik dergimize ilgi çekmeye çalıştık öncelikle. Dergiyle kitapla ilgileri çekilecek gibi görünmüyordu ama... Derginin soru kartlarıyla bir nebze idare ettik. Özlü sözlerimiz de alıcı bulmadı maalesef. İlhan kalbinden rahatsız olduğundan, ilaçlarını almakta anne ısrarıyla.

Boynu bükük evde otururken bulmuştuk zaten. Dart oynamak istediğini söyledi arada derede, kendince ve sessizce. Dart kesinlikle ilgilerini çekti. Yan odadaki dolap dart tahtası oldu, kıyasıya yarış halinde herkes.

Derken Şükran ve Nejla geldiler evimize. Ellerinde Naciye arkadaşımızın organizasyonuyla temin edilen TÜBİTAK kitapları. Kitapların dartla rekabeti mümkün olmadığından, dart bittikten sonra ele alınmak üzere bir kenara konuldular. Pınar Anne; çay, bisküvi, kurabiye ikramında bulundu o arada. Nejla da çok beğendi evdeki çiçekleri. Pınar Anne’nin, isteyene veririz, diyerek önceden ıslattığı dalları paylaşacağız çıkışta, öyle konuştuk. Sonra Şükran ve Nejla diğer evlere yollandılar. Biz de hiç bitecek gibi görünmeyen darta çay molası bahanesiyle ara verdik biraz. Çayların olduğu tepsiyi orta sehpaya koymuş Pınar Anne, Özkan fena bozuk attı, çiçekler zarar görecekmiş. Alelacele kaldırdık tepsiyi, çiçeklerimiz kıymetli ne olsa.

Gelmeyeni Beklemeye Yürek Dayanır mı?

Özgür ve Kenan çok huzursuz, sorun çıkarmak için bahane kollamaktalar adeta. Babaları geleceğim demiş gelmemiş, gelir diye umutla beklemekteler. Arada “Nerede kaldı” diye homurdanmaktalar. Pınar Anne, “İşi çıkmıştır belki, gelir merak etme” diyerek boynu bükük teselli etmeye çalışmakta ufaklıkları. İlhan da dün geleceğini söylediği halde gelmeyen babasını düşünmekteymiş, o pek dışarı vurmamakta hayal kırıklığını. Hüsnü’nün annesi, “Yuvadan alacağım” sözü vermiş bir süre önce. Çok umutlanmış ikizler. Sonra geldiğindeyse, “Yuva daha iyi, biz baş edemeyiz, burada kalırlarsa devlet iş de bulur” deyip gitmiş. Al sana bir travma daha…

Ortak bir sohbet geliştirme imkanı çok az bu evde. Çünkü çocuklar birbirine karşı oldukça soğuklar. Her an kavga etmeye hazır görünüyorlar. Küçük çaplı hakaretler havada uçuşuyor. Yumruklar ve tekmeler de kullanılmaya hazır ve nazır durumda beklemekteler. Hüsnü yuvadan nefret ettiğini, orayı bir hapishane gibi gördüğünü ve yuvadaki hiç kimseyi sevmediğini söyledi. Okulda Turgut diye bir arkadaşı varmış, onunla iyi anlaşmaktaymışlar yalnız. Fazla derine inemedik çünkü Osmanlı Tarihi dışındaki herhangi bir konuda konuşmak gereksiz gibi geliyor sanki Hüsnü’ye, her türlü muhabbet girişimini geçiştirmekte. Yalnızca Osmanlı Tarihi konuşulurken odaklanabiliyor. Uzun uzun anlattı, gönüllülerimize bir sürü şey öğretti bu konuda, bir de kitap (kalın olsun) istedi. Bu arada “6.Sınıftan beri gelmeyen Mehmet Ağabeyine” sitemlerinin iletilmesi için söz almayı da ihmal etmedi.

Özgür ve İlhan yemeğe oturdu bir ara. İlhan hastalığı nedeniyle özel yemek yemesi gerekirken kurabiye ve meyve suyuyla geçiştirdi öğünü, diğerlerini hiç sevmiyormuş. Özgür de makarnayla aradan çıkardı öğle yemeğini.

TÜBİTAK kitaplarını birlikte inceleyecek kadar bile ikna edemedik cocukları maaselef. Tekrar dart oynamak isteyen olduysa da dolap kullanma çekişmesi yüzünden birlikte oynamak da mümkün olmadı. Eve dağıldı çocuklar, biz de peşlerinden. İrfan odasında yalnız dart oynuyor, Kerim dolabın üzerine atılan kağıtları söylenerek yere atıyor, Özkan yatak üzerinde zıplıyor. Toptan mutsuzuz.

Varsa Yoksa Soru, Sorun, Sorunsal

Gitme vaktimiz geldi. Zaten bizden biraz önce Özgür ve Kenan çıktılar, babaları gelir belki umuduyla. Biz de Hüsnü ve İlhan ile birlikte yola koyulduk. Yolda solucan ezmekten son anda kurtulan bendeniz için bir dini değerlendirme yaptı İlhan; “Solucanı ezmiş olsaydın, görmeden olduğu için günaha girmezdin değil mi?” diye sordu. Tam “Herhalde” yanıtıyla sıyrılıyordum ki 10 puanlık uzmanlık sorusu geldi: “Yere biri ekmek atarsa ve başka biri üzerine basarsa, basan mı atan mı günaha girer?” Hayat alimi de değilim ki, öylece kaldım bunca soru(n) karşısında; ekmek sorusu, solucan sorunu, gelmeyen anne-baba sorunsalı, boşaltılamayan öfke derdi...

Veda anı geldi çattı. “Gönüllü müsün ünlü müsün?” sorusuna “Gönüllü” yanıtını verince ondan da çaktım, mağlubiyet günümüzdeyiz.

Serpil, Gürkan’a vekalet vermiş olmalı; “Gittiğimiz evde anne bize börekler çörekler ikram etti” diye hava atmak Gürkan’a düştü bu kez. Kızlar elleriyle sarmışlar börekleri, derken uygulamalı olarak gösterdi, yemiş ve çocukların sıcaklığını hissetmiş kadar olduk.

Son manzaram börek saran küçük ellerin hayali değildi ne yazık ki; Özgür ve Kenan tellerin ardından babalarının yolunu gözlemeye devam etmekteydiler, sanki elleriyle tutundukları tel örgü değil de umuttu. Başımı eğip, umudumu her şeye rağmen koruyormuşum gibi yaptım. Yeni çiçekler yetiştirmemiz için verilen dalları almayı da unutmuştum zaten...


Yazan: Yelda A.
Tarih: 24.03.2013
Sponsor-Yer: Ankara Sevgi Evleri